Patrona Halil İsyanı

Hırs peşinde, makam ve mevki hayaliyle bir yere gelmek isteyen kişiler, bunları gerçekleştirebilmek için isyan edegelmişlerdir. Bu isyanlardan biriside Patrona Halil İsyanıdır.

Pasarofça antlaşmasından (1718) sonra Osmanlı İran savaşları haricinde savaşsız, sükûn, rahat bir döneme girmişti. Bu gerekli ve zaruri olan bir şeydi. Zira Osmanlı Avusturya seferlerinden yorgun düşmüş, Belgrad’ta elden gitmişti, devletin kendisini toparlayabilmesi için böyle bir döneme girmesi şarttı.
Muammer Yılmaz şöyle der:
“Sulhun tatlı nimetlerini İstanbul’un güzelleşmesi için çabalayan İbrahim Paşa’nın hizmetleri takdir edilmediği bir yana, kendisine karşı büyük bir nefret duyulmaya başlandı”.[1] Hatta öyle ki muhalifler İbrahim Paşa ve avanesi aleyhine ilahi işaretler uydurmaya başlamışlardı. İbrahim Paşa’nın uzun zaman sadrazamlıkta kalması, yakınlarını devlet kademelerine ataması, ve Sultan lll.Ahmed’in sadrazam ve aynı zamanda damadını sevmesi da bu makama geçmek isteyen kişilerin nefretini celbediyordu. Bunlarda bir yolunu bulup İbrahim Paşa’yı makamdan alaşağı etmek, hatta öldürmek peşindelerdi. İbrahim Paşa’nın düşmanları eski İstanbul Kadısı Zulalizâde Hasan Efendi ve Ayasofya Hatibi İspirzade Ahmet Efendi idi[2]. Paşa hakkında iftiralar çoğalıyor ve Kapıkulu askerleri özellikle yeniçeriler “bir isyan çıksa da şu İbrahim Paşayı indirsek” diye pusuda bekliyorlardı.

İbrahim Paşa hakkında nasıl bir nefret ordusunun olduğunu anladıysak isyanın gelişme aşamasına gelelim.

İSYAN BAŞLIYOR

İbrahim Paşa sulh siyaseti ile ülkeyi kurtarmaya çalışıyordu evet ama ülke zor durumda kalsa bile savaş taraftarı olmak istemiyordu. Son zamanlarda Tebriz’e İran tarafından saldırılar düzenleniyordu. İbrahim Paşa da orduyu hazırlayıp İran’a harp edecekti ama orduyu bekletip, savaşa bir türlü çıkmıyordu. Bu sıralarda Hamedan, Erdebil ve Tebriz kalelerinin İran’a terkedildiği haberi payitahta ulaşınca İbrahim Paşa aleytarlığı ayyuka çıktı. Hatta sadrazamın bu şehirleri gizlice verdiği konuşuluyordu.[3] Zaten ordu ile arası pek iyi değildi bu durum aralarını iyice açmıştı. İşte tam İbrahim Paşa’ya karşı böyle bir muhalif hava oluşmuşken Patrona namında Halil denen ve eskiden levend olup sonra bir isyana karıştığı sebebiyle ordudan atılan bir tellak şerefsizi yanına topladığı asilerle[4] “şe’r ile davamız vardır”[5] sloganı ile bağırmaya başladılar. Esnaflar da dükkanları kapanıp bu isyan deryasına katıldılar. Giderek büyüyen asiler Ağakapısına geldiler, burada Hasan Ağa’nın üç yüz kadar birliğini püskürtüp iyice cesaret aldılar. Bundan sonra hapiste olan mahpusları da serbest bıraktırarak sayıları iyice büyümeye başladı. Bunlardan haberi olan Üsküdar’daki padişah lll.Ahmed hemen saraya döndü. Bu olanları duyan devler ricali, sadrazam İbrahim Paşa ve padişah saşırmıştı.

O akşam isyan eden asiler dağılmıştı, ortada az sayıda kişi kalmıştı. Eğer aklını kullansaydı İbrahim Paşa o akşam isyanı bastırırdı. Ama bunu yapmadı. Bu sırada Sancak-ı Şerif dışarı çıkarılıp etrafına adam toplatılmak istendi. Aynı zamanda asilerede istedikleri sorulunca asiler:
“Padişahımızdan her veçhile ile hoşnuduz; lakin devletlerine zarar ve hıyanetleri olan dört kişiyi iki saate kadar bize teslim etsin”[6] dediler. Asilerin istedikleri kişiler ise Veziriazam İbrahim Paşa, İstanbul kaymakamı Kaymak Mustafa Paşa, sadaret kethüdası Mehmed Paşalar ve birde şeyhülislam Abdullah Efendi ile beraber toplam 37 kişi idi.

“İBRAHİM PAŞA’NIN ÖLÜMÜ”

Padişah lll.Ahmed Han istedikleri kişileri verdi. Damad İbrahim Paşa da bu kişiler arasındaydı. Ölümü hakkında şu bilgiler verilmekte: İddialara göre İbrahim Paşa asilerin eline verilmeden evvel kendini zehirletip öldürmüştü, diğer bir rivayet ise öldürülmeden önce cesaretini kaybedip hemen öldürülmek istediğidir[7]. İbrahim Paşa ve diğerleri çıplak denenecek derece soyundurup ölülerini ihtilalcilere verdiler[8]. Onlarda akla hayale gelmeyecek terbiyesizlikler yaptılar. Köpeklere yem dahi ettiler.

“İBRAHİM PAŞA YETMEDİ SIRA PADİŞAHA GELDİ”

Ama asiler durmuşa benzemiyorladı. Sadrazamın kellesini alan şerefsizler sıra padişahı ha’l etme derdine düşmüşlerdi. Oysa ki başta padişahı ha’l etmeyeceklerine dair söz vermişlerdi. Ama söz tutmak adam işiydi.
III.Ahmed’te isyanı durdurmak için tahttan bizzat kendi inip, tahtı yeğeni l.Mahmud’a bıraktı. I.Mahmud’a tahtı bırakırken anlından öpüp şu sözleri söyledi:
“Vezirine teslim olma; daima ahvalini tecessüs eyle ve beş on sene birini vezarette müstakil istihdam eyleme (…)
Oğlum; baban devlet işlerini Feyzullah Efendiye ve ben veziriazam bıraktığımızdan bu haller başımıza geldi”[9]. Bu sözler aynı zamanda baştan beri yaptığı hatalardı. Bunları genç padişaha nasihat etti. Tahta çıkan padişahta bunları layıkıyla yerine getirdi.

“İBRAHİM PAŞA HAKKINDA DEĞERLENDİRME”

İbrahim Paşayı Münir Aktepe şöyle tasvir eder:
” Nevşehirli İbrahim Paşa zeki, dirayetli, Avrupa’daki terakkilerin osmanlı ülkesinde de tatbik edilmesi lüzümuna inanmış bir devlet adamı idi.(…)
Ciddi bir azim ve iradeye muhtaç olan teşebbüslere girmeye sakınır, bununla beraber yapılmasını istediği bir iş olursa inat derecesine varan takip fikri göstermekten geri kalmaz, haftada bir iki gün İstanbul ve civarını dolaşarak fikir edinmeğe, atiyyeler (bahşişler) dağıtarak halkın tevecühünü kazanmağa uğraşırdı”[10]. Ne kadar devlet işlerinde azimli, alimlere sanatlara önem versede İbrahim Paşa’nın rahata düşkünlüğüde vardı. İbrahim Paşa zevkine düşkün, ziynet ve debdebeye son derecede meraklıydı. Mükellef bir şekilde giyinir ve parmaklarına kadınlar gibi elmas, zümrüt yüzükler takar, elbisesini inciler elmaslaslarla süslerdi [11]. Ama herzaman dediğim gibi bu zevk düşkünlüğü asla ve asla kadın düşkünlüğü olarak hatra gelmesin. Zira Nevşehirli İbrahim Paşa eşi Fatma Sultan’da gönlü ile aşıktı, böyle bir şey yapmaz, yapmak istese dahi yapamazdı. Çünkü Osmanlı sistemi buna izin verecek mahiyette değildi. Bu zevk düşkünlüğünden kasıt bir köşkte otururup, müzik eşliginde şiirli, yemekli sohbetti. Fakat genel olarak ele alınırsa devir bakımından önemli işlere imza atmıştır. Müthiş köşkler yapılıp İstanbul güzelleştirilmiştir. İlk “Türk” matbaası açılıp eserler basıldı, çiçek aşısına çare bulundu vb. yani bir nevi Osmanlı da sanayi devrimi başladı. Yani İbrahim Paşa’yı zevk sefa düşkünü diye betimlemek ayıptır, yaptıkları unutulup böyle değerlendirmek saçmalıktır.

“ASİLERİN SONU”

Asiler lll.Ahmed’i indirdiler ama rahat dururmular, l.Mahmud’u da sıkıştırmaya, devlet kademelerine kendi istedikleri adamları atamaya başladılar. Ama l.Mahmud Han gibi başarılı ve zeki padişah bu asileri bırakacak gibi değildi. Bunların başında ki hain Patrona Halil’i tuzağa çekerek Pehlivan Halil namında ki bir yiğide öldürtmüştür. Ardından gelen arkadaşı Muslubeşeyi de aynı şekilde öldürmüştür. Geriye kalan asilerde aynı akıbeti paylaşmışlardır.

 

 

[1]-Muammer Yılmaz, Maktul Osmanlı Sadrazamları, Sh:201.
[2]-Muammer Yılmaz, Maktul Osmanlı Sadrazamları, Sh:201.
[3]-Osmanlı İmparatorluğunda Askeri İsyanlar ve Darbeler, Erhan Afyonu ve iki müellif, sh:247.
[4]-Bu kişiler Muslubeşe, Küçük Muslu, Kutucu Hacı Hüseyin, Çınar Ahmed, Ali Usta, Karayılan, Emir Ali, Turşucu İsmail- Uzunçarşılı, lV.Cild, l.Bölüm, Sh:205.
[5]-Patrona kendisi isyan etmedi, bazı İbrahim Paşa aleytarları bulup öyle isyan ettirildi.
[6]-İ.H.Uzunçarşılı, lV.Cild l.Bölüm, Sh:206
[7]-Muammer Yılmaz, Lale Devrinde İstanbul, Sh:152.
[8]-Kayda göre İbrahim Paşa ve idam edilen diğer kişilerin üzerinden hatrı sayılır mücevher çıkmıştı.
[9]-Abdi Tarihi, Sh:41
[10]-Münir Aktepe, Nevşehirli İbrahim Paşa, Sh: 238,239.
[11]-Mehmet Cemil, Sh:22.


Mustafa Dursunkaya

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir