Osmanlı Haremine İftiralara Cevaplar

Biz isteriz ki daha çok üç kıta, yedi denize yayılan bir destanı konuşalım, biz isteriz ki Osmanlı’nın yüzyıllar boyunca himayesinde huzur içerisinde yönettiği ülkelerden ve hoşgörü şiarından bahsedelim, biz isteriz ki vahşi hayvanlara aç kalmasın niyetiyle memur tahsis edecek kadar medeni ve merhametli ecdadın o değerlerine yani özümüze nasıl döneriz ondan bahsedelim  fakat birileri ‘’sizin hayran olduğunuz Osmanlı işte bu’’ demek ve halkımızın gözündeki Osmanlı imajını zedelemek adına Avrupalı seyyahların kendi krallarından ilhamla kaleme aldıkları, Osmanlı Haremi yazılarından kaynakla konuşmaya, iftira atmaya, ithamda bulunmaya hatta milyonların izlediği dizilerde o büyük şahsiyetleri zevkine, şehvetine fevkalade düşkün insanlarmış gibi göstermeye devam edince bu konuya değinmeyi ve hakikati yazmayı kendimize ve tarihimize borç olarak bildik.

Adı üstünde ‘’harem’’ mahrem  olmasına ve girilmesi fazlasıyla hakkında konuşulmaması gereken bir mevzu fakat söz konusu tarihi şahsiyetler Osmanlı Padişahları olunca mahremiyet ve aile hayatının özelliği ve gizliliği rahatlıkla ayaklar altına alınabiliyor,daha çok eğitim yönüyle bilinen haremle alakalı Roma’daki sapık uygulamaları amaçları doğrultusunda yakıştırarak ‘’Kızlar çıplak şekilde dizilir padişahta onlara bakarak seçimde bulunurdu, kızlarla süt banyosu yapardı’’ gibi hadsiz ve terbiyesiz iddialarda bulunmaya devam edilmektedir.

 

HAREMLE ALAKALI İDDİALARIN KAYNAĞI:

Harem Osmanlı’nın mahremi bu nedenledir ki hakkında pek fazla teferruatıyla bilgi yoktur. Omanlı Devleti’nde yerli tarihçi, yazar ve gazeteciler tarafından 2. Meşrutiyet sonrasına kadar Topkapı , saray teşkilatı ve devlet yönetimini konu alan hadsiz eser yazılmasına rağmen Harem’le alakalı kayda değer bir kitap ve makale çalışması kaleme alınmamış ya da alınamamıştır. Zira bu bahsin padişahların özel/mahrem hayatlarına girdiği düşünülmüş ; ahlak, terbiye ve nezaketin bir gereği, hürmetin ifadesi olarak merak edip ilgi duyma ve öğrenme (kurcalama) ihtiyacı hasıl olmamıştır.

Buna rağmen ortada birçok iddia kol gezmektedir peki bu iddiaların kaynakları kimlerdir? Evet tabii ki Avrupalı seyyahalar. Osmanlı’ya gelip Haremle alakalı bilgi almak istedilerse de Harem’e girememişler duyduklarıyla ve hayal güçleriyle yazılarını yazıp bugünki, Osmanlı’yı Harem üzerinden vurmak isteyen cüruha kaynak olmuşlardır. Öyleki sultan 1. Ahmet dönemi Venedik Elçisi Ottovinano gibileri eserlerinde Batılı devletlerin saraylarında olan gayr-i ahlaki olaylar aynen Osmanlı’da da oluyormuş gibi Harem’e girilip görülmüş edasıyla lanse edilmiştir. Fakat hiçbir erkeğin Harem’e giremeyeceğini belirtmek mahiyetinde Aşıkpaşazade’nin şu sözleri Avrupalı Seyyahların Harem’i göremeyip yazılarını sadece duyduklarıyla yazdığını kanıtlar niteliktedir ‘’ Güneş erkek olsa hareme girmesine müsaade edilmezdi’’…

Malum iddialardan bir tanesi Harem’i tasvir eden çıplak kadın resimleridir. Sık sık yayınlanan bu resimlerin aslı esası olmayan Batılı yazar ve çizerlerin fantezilerinden ibaret olduğunu Tarihçiler teyit etmektedirler. Prof.Dr. Halil İnalcık bu tasvir ve çizimlerin ‘’hayal ve fantezilerle dolu’’ ifadeleriyle yalan olduğunu belirtmiştir. Harem’le ilgili yirmiden fazla eser veren Prof.Dr. Çağatay Uluçay ise konuyla alakalı ‘’yabancıların yazdıkları eserler çok kere hayal mahsulüdür. Kulaktan kulağa gelenlerin yazı ve resimle ifadesinden başka bir şey değildir. Bu eserlerin hiçbirisi, Harem’i sırlar aleminden kurtaramamıştır… Türkiye’yi ziyaret eden seyyahlardan çoğunun Türkçeyi bilmemeleri, Hristiyan oldukları için azınlıklarla düşüp kalkmaları ve onların verdikleri çok zaman hakikate uymayan malumatı en ufak tetkik süzgecinden geçirmeden kitaplarına kaydetmeleri onları fahiş hatalar yapmaya sürüklemiştir. Seyyah ve ressamların bizler hakkında verdikleri hükümlerin, yaptıkları resimleri yazdıkları kitapların ne derece kadar doğru olacağını siz düşünün ,hükmünüzü verin’’  sözleri söylemiştir.

 

MÜŞAHİTLERDEN OSMANLI KADINI VE HAREM:

Meşhur tarihçi ve devlet adamımız Ahmed Cevdet paşa’nın eşi Seniha Sultan’ın bir Fransız Diplomatın hanımı olan Madama Simon de La Cherte’ye yazdığı 30 Aralık 1910 ve 12 Ocak 1911 tarihli mektubunda geçen şu sözler, içerden birisi olarak Batılıların Osmanlı Harem’i ve saray kadınları hakkındaki bilgisizlik ve hurafelerden beslenen sağlıksız algılardan duyulan rahatsızlığa çok güzel bir misaldir: ‘’ Biz Türk Kadınları, Avrupa’da hiç tanınmayız. Hatta diyebilirim ki Çin ve Japon kadınları  kadar bile tanınmayız. Halbuki Pekin ve Tokyo Paris’e çok uzaktır. İstanbul ise çok yakındır. Bizim hakkımızda akla hayale gelmeyecek şeyler uyduruyorlar. Ne ehemmiyeti var? Bizim esir olduğumuzu, diri diri odalara hapsedildiğimizi, kafes içinde yaşadığımızı, neredeyse zincirlere bağlı olduğumuzu ve tepeden tırnağa kadar silahlı, vahşi zenci ve başka köleler tarafından gözaltında tutulduğumuzu sanıyorlar. Bizim, birbirine rakip sayısız zevceler topluluğu halinde yaşadığımızı, her Türk Kocasının kendisine mahsus bir haremi bulunduğunu, yani en azından 8-10 karısı olduğunu sanıyorlar… Bütün Türk kadınlarının, gece gündüz hiç ara vermeden ‘’Boyunduruğumuzdan ‘’ kurtulmayı, ‘’hürriyetimizi, itibarımızı ve kadınlık haklarımızı’’ elde etmeye çalıştığımızı sanıyorlar… Biz de sizin kadar hürüz. Bizim evde oturduğumuz müddet sizin oturduğunuz müddetten daha fazla değildir. Canımız istediğimiz zaman çıkar, yürüyerek veya arabayla dolaşırız. Misafirlerimizi dilediğimiz gibi kabul eder, dilediğimiz kitapları okuruz. Sevdiğimiz musiki aletlerini çalabiliriz… Türkiye’mizde kadınlar tasavvur edemeyeceğiniz kadar demokratik anlayışlıdır … Annem neydi? Zavallı bir Çerkez kızıydı… Günün birinde annem, Osmanoğlu kanından bir efendinin haremi için İstanbul’a getirilir. İstanbul’daki eski konağımıza girdiğimiz zaman Alaeddin Masallarındaki bir saraya girdiğini sanır. Artık bir daha ordan dışarı çıkmasını isteyebilir misiniz ondan?’’ (1)

Sultan Reşad döneminde Harem’de 10 yıl muallimelik yapan Safiye Ünüvar’ın Harem’le ilgili Cumhuriyet’in ilk zamanlarından yapılan neşriyatın gerçeklikten ne denli uzak olduğu hakkında şu tespiti oldukça önemlidir ‘’Osmanlı Sultanlarının hakim olduğu zamanlara ait pek çok neşriyat yapıldı. Hepsini dikkat ve alaka ile okudum. Diyebilirim ki, bunların çoğu hele son devirlere ait olanları uzaktan tutulmuş objektifin titrek, bulanık akislerinden ibaret kalmıştır. Bir kısmı da hayal mahsülü olan romantik maceraları ihtiva eder.’’

Basın Müzesi’nde uzman olarak araştırmalarda bulunan araştırmacı Niyazi Ahmet Banoğlu Cumhuriyet döneminde zuhur eden ve uzun yıllar rağbet gören sapkın harem algısı ve bunun altında yatan siyasi-ideolojik sebepler hakkında şu güzel değerlendirmeyi yapmıştır ‘’ Kesin olarak söyleyelim ki, Harem hayatı hakkında yazılanların pek çoğu Avrupa ve Türkiye’de ya tamamen uydurma, ya yakıştırma yahut çok eksiktir. Çünkü Harem, yabancı değil, o hareme sahip olandan başka hiçbir erkeğin giremeyeceği bir kadınlar dairesidir. Topkapı sarayı Müzesi Müdürü Tahsin Öz, Harem hakkındaki bir hatırasını bize şöyle nakletti: ‘’Abdulhamid’in Hal’i üzerine toplar atılmaya başladığı zaman, saray harem dairelerinin kafesleri açılmış ve birçok başlar uzanmıştı. O güne kadar Harem dairesinden bir baş değil, bir gölge bile gören olmamıştı.’’ Birçok hükümdarlıklarda görülen fuhuş ve entrikalar Harem hayatında olmamıştır. Böyle olsaydı ,Osmanlı harem rezaletleri yüzünden  yıkılırdı.Harem 1923’de Türkiye Cumhuriyet’i doğuncaya kadar  resmen mevcuttu ve o tarihe kadar Türkiye’de harem’e dair hiçbir eser neşredilemezdi. Cumhuriyet kurulduktan sonra Türkiye’de harem hayatı hakkında gazeteler ve yazarlar yarışırcasına tefrikalar ve romanlar yayınladılar. Bunlar daha önceleri Avrupa’da yayınlanan uydurma roman ve tefrikalardan farksızdır. Çünkü Avrupalı yazarlar, okuyucunun merakını tahrik etmek için uyduruyorlardı. Türk yazarları ise yıkılan saltanatı halkın nazarında kötülemek için bire bin katarak yazıyorlardı. Bu 1923’ten sonra bi’on sene kadar sürdü. Bundan sonradır ki,saltanat devrinde harem hayatı hakkında bilgileri olanlar hatıralarını yazdılar,arşivlerdeki vesikalar eserlere geçmeye başladı.’’

Türkiye’de konuyla ilgili en çok araştırma yapıp, kitap ve makale neşreden Prof. Çağatay Uluçay, daha 1950’li yıllarda haremle ilgili yapılan gerçek dışı yayınların ve çekilen filmlerin tahrifatlara kamuoyunun dikkatini şöyle çekmişti: ‘’Padişahın Harem’ine dahil kadınlar, çok sıkı bir disiplin altında yaşarlardı. Dairelerinde böyle yaşadıkları gibi, gezinti ve göçlerde de bu hususlara çok dikkat ederlerdi. Durum böyleyken romanlarda, bilhassa son zamanlarda çevrilen filmlerde  kadın efendi ve Sultanların hayatlarını ifade etmek için onları açık saçık göstermek tarihi hakikate uyar mı?Bu, hakikaten yaşanan bir tarihin akisleri veya uydurma şekilleri midir? Bunun üzerine insafla ve izanla durmak ve düşünmek icap eder. Biz, var olan bir tarihi, milletimize yaşatmıyor onu yıkıyor, tahrif ediyoruz… Yerli eserlerin noksan ve çok kere yanlış izahları , ne Harem teşkilatını, ne de Harem’de mevcut olan kadınefendi, ikbal, usta, kalfa ve cariyelerin hususiyetlerini vazife ve hayatlarını anlatacak durumda değildir.’’ (2)

 

İDDİALARIN İÇ YÜZÜ VE HAREMİ GÖREN SEYYAHLARIN YAZILARI:

Fatih Sultan Mehmed’e kadar padişahlar ya kendi çevrelerindeki kızlarla veya savaştıkları kralların kızlarıyla evlenirlerdi. Fatih Sultan Mehmed Harem’i kurdu. Padişahların Harem’de ailesiyle bağını kesmiş kızlarla evlenmesinin büyük bir faydası vardı. Padişahın evlendiği kızın ailesi olduğu zaman devlette nüfuz  oluşturabiliyor ve hak iddia edebiliyordu (Bu yüzden devletlerin birçoğu sıkıntıyla karşı karşıya kalmış çökme aşamasına gelmiştir) Harem buna karşı çok akıllıca bir çözümdür. Harem her şeyden önce bir edephane (iffeti şahane idi). Her odanın kapı girişlerinde ve duvarlarında İslamda aile hayatı, iffet ve terbiye gibi dini konuların işlendiği hadisler ve ayetler bulunuyordu. Mesela, Harem’in asıl kapısı üzerinde Nur suresinin 27. Ayette geçen şu ilahi kelam nakşedilmişti ‘’Başkalarının haremlerine size izin verilmedikçe girmeyiniz.’’ Bir başka kapıda ise ‘’Ey Allahım ve Ey bütün kapıları açan Rabbimiz! Bize de en hayırlı kapıları açıver’’duasının yazılı olduğu levha asılmıştı. Bir kapıda peygamber efendimizin şu hadisiyle süslenmişti: ‘’Bir saat adaletle hareket etmek, yetmiş sene nafile ibadetten daha hayırlıdır’’. Harem’de hiyerarşik bir düzen, kademeli bir yapı ve işbölümü, sıkı bir disiplin, sükunet ve huzur hakimdi. Harem’deki eğitimde dini-ahlaki terbiye öncelikli idi. Başta valide sultanlar ve Kadıefendiler olmak üzere bütün harem halkının en önemli gündelik meşgalesi eğitim, ilim, ibadet ve hizmetti. Haremdekilerin en temel faaliyetlerinin başında okumak; bilhassa diğer dini, edebi ve tarihi türdeki eserleri okumak geliyordu. Harem’deki kadınlar ibadetlerini büyük bir bağlılık ve titizlikle yerine getirirler, beş vakit namazlarını saray camiinde cemaatle kılarlardı. Padişahlarda buna hassasiyet gösterirdi. Sultan Reşad’ın, Harem muallimesi Safiye Ünüvar’a verdiği şu talimat bunun en sağlam delillerindendir ‘’Namaz kılmayanlara, oruç tutmayanlara verdiğim tuz ve ekmeği haram ediyorum. Bu iradem, hoca hanım tarafından saray kadınlarına söylensin ‘’

Harem-i Hümayun’un adı üstünde girilmesi bir çok saray görevlisine dahi yasak olan bir mekandı. Mesela 4. Mehmed Dönemi’nde, büyükannesi Kösem Sultanın Yayımladığı tezkirede yer alan, Harem Ağalarının ‘’Kapıdan içeri adımınızı atarsanız katledilirsiniz’’ emri doğrultusunda alınan tedbirler oldukça kati ve sertti. 1909 yılına kadar Harem Dairesi’ne padişahtan başka, ancak mecburiyet halinde Harem Ağaları ve doktorlar girebiliyor ve gözetim altında işlerini bitirip çıkıyorlardı. Sultan Reşad’ın çıkardığı şu fermanda geçen ifadeler Osmanlı’nın son dönemlerinde dahi mahremiyete ne kadar ehemmiyet gösterdiğinin tezahürüdür ‘’Harem’de yaşayan kadınlar kıyafetlerine dikkat edecekler; ahlaka aykırı giyinenlere mani olunacak. Saraylı kadınlar dışarı çıkarken Harem Ağaları eşliğinde çıkacak. Harem’e gelen ziyretçiler Kızlarağasından müsaade isteyecek yoksa Harem’e sokulmayacak.’’

3. Ahmed döneminde İstanbul’a gelen İngiltere büyükelçisi Edward Wortley’in eşi Lady Montague gerekli müsaadelerle Osmanlı Haremi’ne girmiş gördükleri ve yaşadıklarını şöyle anlatmıştır ‘’ Türklerin dini ve ahlakı hakkındaki bilgilerimiz pek eksiktir. Çünkü memleketlerine ya kendi işleriyle uğraşan tacirler ya da doğru ve eksiksiz malumat alamayacak kadar az oturan seyyahlar gelirler… Bunlar Türkiye’de olan biten şeylerden o kadar uzaktırlar ki… Umumiyetle yalan ve saçma dolu şark seyahatnamelerini okumak bana garip bir zevk veriyor. Bu yazarlar herhalde ömürlerinde hiç kadın görmedikleri halde onların ahlakından bahsedenlerdir. Türkler umumiyetle gururlu insanlar oldukları için memleketimizde seçkin bir mevki sahibi olmayanlarla görüşmezler… Hiçbir Avrupa Sarayı düşünemem ki, bu derece namuslu hareket etsinler. Hamam’da aşağı yukarı ikiyüz kadın vardı. Hiç birinden küçümseme, fısıldamalara rastlamadım . Aksine benim için ‘’güzel, pek güzel dediklerini işittim’’… Harem tamamen yasaktı. Bu yüzden basit seyyahlar içeriye nüfuz edemedikleri için evlerin ancak fazla gösterişli olmayan dış kısımlarını anlatabilmektedirler. Zaten haremler arka tarafta olduklarından sokaktan görünmezler. Konakların hepsinde bir harem dairesi ve cariyeler var. Ancak bu cariyeler evin hanımına ait hizmetçiler. Evin erkeği ömrü boyunca bunları yolda görse tanımaz. Ne kadar garip değil mi? … Bunların (Cariyelerin) en büyüğü yedi yaşında idi. Bu küçük kız çocuklarının hepside çok güzel giyinmişti. Kendisine (Sultana) oldukça pahalıya mâl oluyorlar… Yaşlı cariyelerin başlıca görevleri arasında bu küçük kızların yetiştirilmesi ve nakış öğretilmesi var. Hanımlarına öz evlatları gibi büyük bir titizlikle hizmet etmeleri gerekiyor. Cariyeler dayak yemiyorlar esaretleri de diğer memleketlerdekilerden fazla değil. Kendilerine kefalet parası verilmiyor ama elbiselerine yaptıkları masraf bizim hizmetçilerimize verdiğimiz paradan fazla … Mr. Hill ve onun gibi diğer seyahatname yazarlarının Türk kadınının esaretlerine acıdıklarını yazdıklarını okuyunca şaşırıyorum. Burada kadınlar diğer ülkelerde olduğundan daha hür ve serbest olarak ömürlerini refah içerisinde geçiriyorlar… Türk kadınlarının fikir sahibi, nazik ve bizler kadar hür olduklarına itimat edersiniz…’’

 

HAREMDE CARİYELER:

Allah Ahzap suresi 52. Ayette ‘’Bundan sonra (başka) kadınlar ve bunları başka eşlerle değiştirmek (güzelleri senin hoşuna gitse bile) sana helal olmaz; ancak sağ elinin malik olduğu cariyeler başka. Allah her şeyi gözetip denetleyendir’’ cariyelerin helal olduğunu belirtmiştir. Padişahlarda İslami kurallar çerçevesinde edinmişlerdir. İslamın Cariyelere verdiği hakkı okuyan Ahmed Cevdet Paşa ‘’Ben mi efendi onlar mı bilemedim’’ diyerek İslamın onlara tanıdığı geniş hakları belirtmiştir. Bu nedenle cariye almak veya çok eşlilik her yiğidin harcı değildir. Osmanlıda o dönemlerdeki çok eşliliğin bu kadar düşük oranda (%7) olmasının sebebi de bu olsa gerek. Bu noktada yakın bir konu olan çok eşlilik meselesine de padişahlar ehemmiyet gösterirdi. İslamda aynı anda 4 eşe müsaade ettiğinden o kurala her zaman riayet etmişlerdir fakat bu bütün padişahların 4 eş aldığı anlamına gelmiyor misal olarak Yavuz Sultan Selim Han tek eş almıştır.

 

HAREM AĞALARI HADIM MI EDİLİRDİ?:

Harem ağaları genellikle hadım olanlardan seçilirdi fakat Osmanlı tarafından hadım edilmezdi, Afrikadaki kabile kavgalarından sonra esir düşen kabiledeki erkekler kızlarına tehlike teşkil etmemesi açısından hadım edilirdi, Osmanlı bu hadım edilmiş Afrikalıları Harem Ağası olarak vazifelendirmiştir

 

BİTİRİRKEN:

Tarihi şahsiyetler milletlerin kökleri, temelleri ve sigortaları hükmünde olduklarından, tenkitlerde edep ve nezaket sınırlarını aşmamak hem varlık ve geleceğimizin hem de insanlığımız adına ihmale gelmez bir mesuliyettir. Aksi Takdirde tarihi değerlerimizi ve zenginliklerimizi kendi ellerimizle karalayıp paramparça eder ve manevi şahsiyetlerine ilişirsek kendi bindiğimiz dalı kesmiş, varlık köklerimizi baltalamış olmaz mıyız? Toplumun tarihe edeple yaklaşması, tarihçilerin edeple yazması, sanatçıların edeple beyaz perdeye, tuvale, kağıda aktarması mümkün değimli? Tarihini bilen, seven, koruyan ve aidiyet duyan herkesin böyle bir temel ahlaki vazifesi vardır.

Yazımızı bitirirken 1800’lü yıllarda evli erkeklerin, boyunlarına ip takarak karılarını pazara götürüp satmalarının yaygın bir adet haline geldiği ve gazetelere ‘’Büyük fırsat, kaçırılmaz kelepir (ucuzluk)’’ ilanlarının rahatlıkla verilebildiği İngiltere gibi demokrasi ve insan haklarının sözde beşiği olan bir ülkeye bakarak Osmanlının saraya giren kadın köleye (cariye) maaş bağlaması, Eğitim vermesi, sonrada değerli çeyiz ve mücevherler ile birlikte saraydan azat etmesi elbetteki anlaşılmaz ve kabul edilemezdi…

 

KAYNAKLAR:

1.Çağatay Uluçay, Harem’den mektuplar, İstanbul, 1956, s.10-11;
Ahmet Akgündüz Osmanlı’da Harem, İstanbul, 1997, s.58-61
2.Abdurrahman Şeref , Topkapı saray-ı Hümayunu ,
Tarih-i Osmani encümeni mecmuası
Ahmed Refik Kadınlar Saltanatı

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 


Ömer Faruk Damaksız

İsmim: Ömer Faruk Soyismim: Damaksız Doğum Tarihi: 05.01.2000 Adana'nın Karaisalı ilçesinden olup 7 çocuklu ailenin 5.Çocuğuyum.Doğum yerim Adana merkezdir, ilk okul 1.sınıfını Özel yeni cihan kolejin'de okudum daha sonra ikamet değişikliğinden dolayı Kurttepe İ.M.K.B. Okulunda eğitimimi Sürdürdüm. Sistem değisikliğinden ötürü Mithat Topal Ortaokulunda 1 sene eğitimimi devam ettirdikten sonra, Çukurova Anadolu İmam Hatip Lise'sine geçtim buradaki 4 yıllık eğitimimin ardından bu sene mezun olup üniversite sınavına girdim. İleride Hedefim Akademisyen olup değerlerimizi ve Tarihimizi gençlere anlatmak. (Fakat kader önümüze ne getirir bilmiyorum). Kitap okumayı severim özellikle tarihi kitaplar, tarihi kitapların verdiği tatlı yorgunluğumu tarihi roman okuyarak dağıtıyorum. Zaman buldukça tarihi belgeseller izlemeyi severim, fırsat buldukça spor olarak basketbolu oynamayı ve izlemeyi severim

Ömer Faruk Damaksız

İsmim: Ömer Faruk Soyismim: Damaksız Doğum Tarihi: 05.01.2000 Adana'nın Karaisalı ilçesinden olup 7 çocuklu ailenin 5.Çocuğuyum.Doğum yerim Adana merkezdir, ilk okul 1.sınıfını Özel yeni cihan kolejin'de okudum daha sonra ikamet değişikliğinden dolayı Kurttepe İ.M.K.B. Okulunda eğitimimi Sürdürdüm. Sistem değisikliğinden ötürü Mithat Topal Ortaokulunda 1 sene eğitimimi devam ettirdikten sonra, Çukurova Anadolu İmam Hatip Lise'sine geçtim buradaki 4 yıllık eğitimimin ardından bu sene mezun olup üniversite sınavına girdim. İleride Hedefim Akademisyen olup değerlerimizi ve Tarihimizi gençlere anlatmak. (Fakat kader önümüze ne getirir bilmiyorum). Kitap okumayı severim özellikle tarihi kitaplar, tarihi kitapların verdiği tatlı yorgunluğumu tarihi roman okuyarak dağıtıyorum. Zaman buldukça tarihi belgeseller izlemeyi severim, fırsat buldukça spor olarak basketbolu oynamayı ve izlemeyi severim

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir